Ana Sayfa   |   Sık Kullanılanlara Ekle   Künye  İletişim  Kimliğimiz  |  Misyonumuz   |  Araştırma-İnceleme-Video

 

'Ben iki kurbanlığın oğluyum'


Hz. Peygamber'in(sav) dedesi olan Abdulmuttalib gördüğü bir rüya üzerine kaybolan zemzem kuyusunu aramaya koyulur.
16/01/2009 - 09:41

 

Hz. Peygamber'in(sav) dedesi olan Abdulmuttalib gördüğü bir rüya üzerine kaybolan zemzem kuyusunu aramaya koyulur. O zamanlar tek oğlu olan Haris ile birlikte rüyada kendisine gösterilen yerleri kazmaya başlar. Nafile bir işle uğraştıklarını söyleyenlere karşılık Abdulmuttalib: “Ben bu suyu bulacağım ve bundan sizi pay sahibi yapmayacağım." şeklinde sitem ederdi. Mekke eşrafı ise “Senin ne gücün var ki?" diyerek Abdulmuttalib'in güçten yoksun olduğunu vurguluyorlardı. O zaman güçlülüğün iki temel ayağı vardı. Birisi mal(ki, bu her zaman için geçerlidir) ikincisi ise erkek evlatlar idi.( Bu siyasi gücü-iktidarı temsil ediyordu)Abdulmuttalib siyasal-iktidar gücünden yoksun olduğunu fark ettiğinde ve bunun acısını hissettiğinde Rabbinden on erkek çocuk istedi. Eğer kendisine on erkek evlat bağışlar ise içlerinden birisini Rabbine şükür için kurban edeceğini vaad etti.

O dönemde kendilerine “hanif” denilen bazı kişilerin varlığına rağmen insanlık genel bir şaşkınlık içerisinde idi. Daha sonraları peygamberlik ile görevlendirilecek olan Hz.Muhammed(sav) bu şaşkınlıktan “hali” değildi.(Duha 7)Abdulmuttalib de bu şaşkınlardan biri idi. Hayatta pek çok noktada hakkı batıla karıştırıyor ve hakkı gerçek adresinde aramıyordu. Allah’ın hakkını tam olarak Allah’a vemiyor, toplumunun inancının kurbanı olarak o da putları aracı kılıyor, fal okları atıyor ve bu manada Kabe’nin içinde duran büyük put Hubel’in huzuruna çıkıyordu. Bununla beraber Abdulmuttalib “ateist ya da laik” değildi.

Bazı konularda Allah inancı sağlamdı. Mesela Allah’ın “muktedir”liği konusunda. Abdulmuttalib mutlak muktedirin Allah(cc) olduğunu biliyor ve bu manada da Allah’ın hakkını teslim ediyordu. Bunun en belirgin örneği Kabe’yi yıkmaya gelen Ebrehe’nin develerini aldığında Ebrehe’ye gösterdiği tavırdır. Ebrehe’den develerini istediğinde, Ebrehe’nin buna şaşırdığını ve şaşkınlığını da şu şekilde ifade ettiğini görürüz: “Mekke’nin ulusu olarak Mekke’ye itibar kazandıran Kabe’nin yıkılması konusunda benimle görüşeceğini sanmıştım. Görüyorum ki sen daha basit bir şeyle develerinle uğraşıyorsun.” Bu sözler üzerine Abdulmuttalib Allah(cc)’a olan inancını şu şekilde dile getirir: “Ben develerimin sahibiyim, sahip olduğum şeyi kurtarmak istiyorum. Kabe’nin sahibi ise Allah’tır, O da sahibi olduğu şeyi koruyacaktır. “Ve gerçekten de Allah(cc) Kabe’yi nasıl koruduğunu Fil suresinde anlatmıştır.

Genelde sözlerine sadık olan o günün hanifleri hele de bu söz Allah(cc)‘a verilmiş ise bunu ölümüne dahi olsa yerine getiriyorlardı. İşte Abdulmuttalib’in “on oğlum olursa birisini Allah(cc)’a kurban edeceğim“ sözüde böyle idi. Rabbi ona on erkek evlat bağışladığında Abdulmuttalib sözüne sadık kalarak oğullarını toplamış Rabbine verdiği sözü açıklamıştı. Oğullarıda babalarının bu sözlerini tutmalarını istediler. Abdulmuttalib oğulları arasında kura çekince kura Hz.Peygamberin babası olacak Abdullah’a çıktı. Abdulmuttalib diğer oğullarından ziyade Abdullah’ı daha çok sevmesine rağmen, bir eline Abdullah’ı diğer eline de bıçağı alarak “İsaf ve Naile“ putlarının huzuruna doğru yürüdü. Bu durumu gören Mekke halkı özellikle de Abdullah’ın dayıları buna bir çözüm bulmasını, bir fidye vererek Abdullah’ın kurtarılmasını istediler. Abdulmuttalib ünlü bir bilgine giderek çıkış yolu göstermesini istedi. Bilgin kişi: “sizin bir kişiye biçtiğiniz bedel (diyet) nedir?” dediğinde, Abdulmuttalib bunun karşılığı “on devedir” dedi. Bilgin kişi “Her on deve ile kurbanlığı kurayla çekin ve kura her kurbanlığa (yani Abdullah’a)düştüğünde on deve daha üstüne koyarak tekrar çekin, ta ki kura develere çıkana kadar.” Bu öneriyi alan Abdulmuttalib sevinçle gelip kuraları çeker ve tam yüz deve sonra Abdullah kurban olmaktan kurtulmuş olur.

Bu mevzuyu tüm siyer kitapları anlatır. Üstad Mevdudi de bu konuyu çok değerli eseri olan “Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi ve Hz.Peygamberin Hayatı” adlı kitabında (sy,548,549) geniş bir biçimde anlattıktan sonra şu yorumu yapar:

“Böylece İbrahim soyundan bir kişi daha Mekke’ye ilk defa yerleştiklerinde yaptıkları kurbanı tekrarlamış oldu. Gerçi nitelik ve anlam bakımından bu iki kurban vakıası birbirinden farklıdır. Fakat Allah’ın hikmeti ve kudreti bambaşkadır. Önce bu sülalenin kurban edilmesi emrolunan bir ferdi Arabistan’da İslam dinini yaymakla görevlendirilmişti. Daha sonra aynı aileden kurban edilmesi istenen kişinin oğluna yani Hz. Muhammed(sav)’e aynı dini bütün insanlara tanıtma ve yayma vazifesi verildi. İlk kurbanın fidyesi bir koç idi, ikinci kurbanın fidyesi 100 deve.”

Kendisine ilim ve kudret verilen Hz. Peygamber bu iki olayı (Hz. İsmail ve babası Abdullah’ın kurban edilme adaylıklarını) işte yukarıda başlık olarak attığımız gibi yorumlar:

“Ben iki kurbanlığın oğluyum.”

Hz.İsmail (as.) Allah (cc)’a adanmışlığın kurbanıdır. Abdullah ise Allah(cc)’a verilen sözün kurbanıdır. Abdullah’ın kurban edilmesinin niteliği farklı olsa da her iki aday da “Allah için”di. Hz. Muhammed(sav) işte böyle bir geleneği yaşatan bir aileden geliyordu. Yani bu dava “kurban” olma davası idi. Allah’ın rızasını kazanmada canı çekinmeden ortaya koyma davası idi. Yani söze sadakat davası idi. ”Elestü...” de verilen sözün davası idi.(A’raf 172). Fıtratın davası (Rum 30), pazarlıksız imanın, çıkarsız sözleşmenin davası idi. Hz.Peygamber(sav) bu olaylardan böylesi bir mantık çıkarmış, bu mantığı sözde bırakmayıp hayatıyla da ispat etmişti.

Bu din Hz.Muhammed (sav.) dini değildiki bu konularda sadece ona mahsusu olsun. Bu din Allah’ın dinidir ve ben müslümanım diyen her ferdin mevzusudur. ”Söz” uğruna ölme, dava uğruna ölme, ölümü göze alacak bir hayatı ortaya koyma işi... Onlar (Hz.İbrahim(as.), Hz.İsmail(as.), Hz.Muhammed (sav.)] bizlere örneklik teşkil ettiler. Yani “usvetün hasene” oldular. Söze sadıklık usvetün haseneyi seyretmek değil, usvetün haseneyi izlemektir. Unutmayalım ki seyredenler değil, izleyenler “iz”den yürüyenler menzile varacaklardır.

Bu yazı defa 2347 okunmuştur...

YAZARIN DİĞER YAZILARI

n

Ey Örtüsüne Bürünen Kalk ve Uyar 2 (ARŞİV)

n

Uyarının Temel Dinamikleri – 1

n

Ey Örtüsüne Bürünen Kalk ve Uyar – 3

n

Ey Örtüsüne Bürünen Kalk ve Uyar 2

n

Ey Örtüsüne Bürünen Kalk ve Uyar 2

n

Ey Örtüsüne Bürünen Kalk ve Uyar 1

n

Peygamber (Sav)'ın vahiy ile okumaya başlaması 2

n

Peygamber (Sav)'ın vahiy ile okumaya başlaması 1

n

Peygamber (Sav) kendini nasıl tanıttı?

n

'Ben iki kurbanlığın oğluyum'

n

Hz. Peygamberin (sav) isimleri ve bu isimlerin manaları

n

Biz Peygamber (Sav)'in hangi yönünü anlatacağız?

n

Siyer derslerine giriş

 
Ana Sayfa   |   İletişim   |  Kü

Ana Sayfa   |   İletişim   |  Künye

TEVHİD YOLUNDA NET SADECE İNTERNET ORTAMINDA YAYIN YAPMAKTADIR. TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2008
TASARIM & YAZILIM :
NETWORKBİL